top of page

Nefretin Zincirlerinden Kurtulmak: Affetmek

‘’Gözlerimin içine bakıyordu. ‘Niyetim o değildi’ diyordu. ‘Aslında öyle söylemek istemedim’. Hayır. Gözleri kastetmişti bir kere dediklerini. Tam olarak dediği gibi hissediyordu.


‘Artık sana katlanamıyorum.’


Ne olmuştu sahi. Bana katlanamayacak kadar ne yapmıştım ona. Sevmiştim, değer vermiştim. Belli ki fazla yapmıştım bunları. Yine de haklı değildi bu tavır. Sadece onu o kadar seviyordum ki beni görmeyişine hayıflanmıştım. O ise bıkmıştı benden. Ne ala memleket. Sevdiğini söylüyorsun fakat ufacık bir şeyde katlanamıyorum diyorsun. Hani gülü seven dikenine katlanırdı, hani sevgi emekti.


Şimdi ben seni nasıl affedeyim?


Sevmenin tek günahım olduğum taraftan konuşuyorum.


Ben seni nasıl affedeyim?’’


Bazen bir kelime, bazen bir bakış, bazen ise bir davranış kırar bizi. Kırmayı bırakın zerrelere ayırır kalbimizi. Nefesimiz kesilir. Gözlerinizi ovalayıp yeniden bakmak isterseniz. ‘Hayır bu olay olmamış olsun’ dersiniz. Olan olmuştur. Kırılan kırılmış. Kalan cam parçaları kalbinize batmaya başlamıştır. Sonrası büyük bir acı. ‘Bana bunu nasıl yaptın?’, ‘Bana bu cümleyi nasıl kurdun?’ diye sormak istersiniz. Bazen sorarsınız. Ama hiçbir cevap rahatlatmaz. Hiçbir cevap mutlu etmez. Hayal kırıklığı, üzüntü ve öfke. Hissettikleriniz bunlardır.


Tüm bu acılardan sonra ‘affetmek’ kelimesini duymak dahi size küfür gibi gelebilir. O yüzden henüz değil. Öncelikle yaşadığınız bu hayal kırıklığına odaklanmanız gerekir. Düştünüz mü, düşürüldünüz mü? Hemen kalkmaya çalışmayın. Görün size yapılanı, hissettiklerinizi, düşüncelerinizi. Hepsinin öğretecek çok şeyi var.


Hayal kırıklıkları ve haksızlığa uğradığınız düşüncesinin size verdiği acı karşınızdaki kişiye verdiğiniz değere göre değişir. Eğer karşınızdaki kişiye çok değer veriyorsanız ona karşı kırgınlığınız çok daha derin olur. Böyle bir durumda yalnızca yaşadığınız hayal kırıklığı ile başa çıkmanız yeterli olmaz. O kişinin sizin için sahip olduğu konumu da sorgulamaya başlarsınız. Sizin yüklediğiniz anlamla uymayan bir durum vardır ortada. O zaman ne yapmalısınız? O kişiden nefret etmeniz, sizin için çok değerliyken çok değersiz bir konuma yerleştirmeniz doğru olmaz. Çünkü o insana değer verişinizi bir hatanın değiştirmesi zaten mümkün olmayacaktır. O insanı başka pek çok sebepten ötürü seviyordunuz. Şimdi sevdiğiniz tüm özellikleri silip nefret etmeye çalışmak ‘hayır aslında sevmiyorum, beni acıtamaz’ inkarından başka bir şey olmaz. Bu nedenle o kişiyi sevdiğinizi ve sevip beklentiler inşa ettiğiniz için böyle bir hayal kırıklığına uğradığınızı görün.


Yani ilk adım ne olduğunu çözmekte: Ne oldu ve siz ne hissettiniz?


Tüm bu hislerle yüzleşmek, o kişiye verdiğiniz değeri görmek ve onun hayal kırıklığıyla karşılaşmak kolay olmayacak. Ama kaçamazsınız. Başınızı alıp uzaya dahi çıksanız beraberinizde taşıyacaksınız hep. Bir yük ve batan cam kırığı gibi kalacak zihninizde. Bu nedenle zor fakat yüzleşmek ilk adım.


İkinci adım ise yüzleştiğimiz o hislerin içerisinden geçmek.


Dikkat edin içerisinden geçmek diyorum. Ne onunla mücadele etmek ne de etrafından dolanmak değil. Tam anlamıyla içerisinden geçmek gerekiyor. Siz öfkelisiniz. Siz üzüldünüz. Ve siz hayal kırıklığına uğradınız. Belki insana hatta yaşama dair bir sorgulayışın içine düştünüz. Tüm bunları hissetmeniz ben neye uğraşıyorum diye sormanız çok değerli. Çünkü önceleri bilmeden, sormadan ve cevap vermeden kabul ettiklerinizin gerçek olmayışıyla karşılaştınız. Şimdi sorular soruyor ve verdiğiniz cevapların ayaklarının yere bastığını görüyorsunuz. Örneğin şunları buluyorsunuz:


o İnsanlar hata yaparlar.

o Birbirimizi çok sevsek dahi birbirimizi kırabiliriz.

o Mevzu bahis olan bir başkasının hissi ya da duygusuysa benim değiştirebileceğim bir şey yok.

o İstemeyen birini değiştirmeye çalışmak beni öfkelendiriyor.

o Anlamak istemeyen birini anlatmaya çalışmak çok manasız.


Tüm bunlar çok değerli öğrenmeler. Önceleri masalların söylediği gibi mutlu bir son olmadığını öğreniyorsunuz. Sevip sevilsek bile anlaşmazlıklar çıkabileceğini görüyorsunuz. Kısacası siz büyüyorsunuz. Masallara inanan o çocuktan gerçekleri görüp kendini inşa eden bir yetişkin oluyorsunuz. Bunun ne kadar sevimli ve istenesi olduğu tartışmayacağım. Yalnızca ‘yaşam böyle’ deyip kabul etmek gerek.


Sonraki adım ise hikayeden sizden farklı birinin de olduğunu görmekte.


O kadar acırsınız ki hikayedeki karşı tarafı göremez hale gelirsiniz. Her şey sizinle alakası gelmeye başlar. O kişinin duruma getirdiklerini göz ardı edersiniz. Örneğin sizi kıran söylemde bulunan birinin sevgiyi nasıl yaşadığını göremezsiniz. Belki de maalesef ki onun sevmesi ve değer vermesi bu kadar ve böyledir. Ya da o sizi suçluyordur fakat bu suçlama onun kendi geçmişinden getirdiği öğrenmeler ve olmayışlardan besleniyordur.


Son adımda artık masaya tüm bunları alıp bir karar vermeniz gerek.


Tüm süreci gördük, hissettik, yaşadık ve düşündük. Şimdi ise bir karar vermeniz gerek. Yolunuza nasıl devam edeceksiniz? Burada bir ilişki bitirmek ya da devam ettirmek kararından bahsetmiyorum. Siz yaşadıklarınızla kol kola girerek mi devam edeceksiniz yolunuza? Yoksa onlarla savaşmaya devam ederek, dahası yaşamı affetmeyerek mi devam edeceksiniz? İlkinin bir devam ediş olduğu çok açık. Ama ikinci durumda nefes almaya devam ediyor olsanız dahi tüm zihin hatta beden enerjinin o durum ve kişide takılı kalacağı için tam bir yaşamdan söz edemeyeceğiz. Bu nedenle yaşamak için kabul etmekten başka seçenek yok gibi gözüküyor.


Bir şarkı sözünde de geçtiği gibi;


Nasılda mecburmuşuz sabretmeye, sevmeye, öğrenmeye.

100 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page