Ayrılığın Psikanalizi
Güncelleme tarihi: 5 Eki
İnsanoğlunun en büyük ıstırabı belki de "ayrılığın ölçülmez acısı" ile tanıştığı o ilk andır. Doğduğumuz günden ölene dek, bazen gelişimsel ve ilerletici, bazen de örseleyici ve beklenmedik ayrılıklar yaşıyoruz.
Erdişi efsanesi ayrılık meselesinin insanlığın çok daha ilkel dönemlerde var olduğunu bize hatırlatır. Bu efsaneye göre insanın en başında erkek ve kadın olarak tek bedende var olur. Bu birleşik halleriyle insan tam ve mutludur. Bir cennet gibi ahenkle yaşarlar. Fakat cezalandırılırlar. İnsanın en büyük cezası da bu ayrılık olmuştur. Ortadan ikiye bölünerek ayrılan erkek ve kadınlar ayrılığın acısını hisseder.
Bu ayrılık büyük ıstırabın yanında erkek ve kadınları var etmiştir. Bir diğer deyişle bir insan olarak var olabilmek ve ruhsallığın gelişmesi için ayrılık gereklidir. Aksi durumda nesneyle bağın zamanında koparılamaması ruhsallığın adeta ölümüne neden olur.
Birincil Narsisizm
Freud bebeğin yaşamın ilk evresinde tüm yatırımının kendine olduğundan bahseder. Burada kendi ve öteki ayrımı da henüz mümkün değildir. Bebek için sadece kendi vardır. Etrafında olanları kendi dolayısıyla algılar. Tam ve bütün bir var olma hali mevcuttur. Bu birincil narsisizm dönemidir. Kademeli olarak nesnenin farkına vardıkça buradan çıkar.
Freud bu histen Rolland ile olan yazışmalarında okyanusvari bir duygu olarak bahseder. Okyanus hissi, insanın kendisini sonsuzlukla, bütünle ve evrenle birleşmiş hissetmesidir. Bu his birincil narsisizmden ruhsallığa kalan bir miras gibi ara ara kendini var eder.
Ayrılığın Duygusal Durakları
Birincil narsisizmin yıkılışı, öznenin ve nesnenin ayrılışı beraberinde yoğun duygular getirir.
Acı: Nesneye yatırım yapıldıktan sonra yaşanan kayba verilen tepkidir.
Kaygı: Nesnenin kaybı tehlikesine karşı ruhun verdiği yanıttır.
Yas: Gerçeklik ilkesiyle, yatırımın o nesneden çekilme çabasıdır.
Yaşam döngümüzde memeden ayrılma (oral dönem), kakadan ayrılma (anal dönem) ve ergenlikte çocukluktan ayrılma gibi her durak, yeniden anlamlandırılan gelişimsel basamaklardır.
Bu basamaklar birbirini izleyen evreler gibi değil, bir üst üste binme, yeniden basım gibi tasarımlanır. Ruhsallıktan birinden bir diğerine geçiş yoktur. Daha çok ruhsallıkta kümelenerek birikir.
Döllenme bir başlangıçsa doğum, rahimiçi yaşamın bir sonudur. Anne karnından çıkış yani doğum bir başka sonu, ölümü er ya da geç gündeme getirecektir. Aynen analize başlamanın da sonunu gündeme getireceği gibi. İkinci ruhsal doğum; ruhsal ızdırabı tanıyan, anlam kaybı ve umutsuzluğa dayanıp hayatta kalan bir analistin varlığı ile olur. Analizanın ruhsallığındaki kara delikleri ile olan bu karşılaşma iç boyutlu alana verilen bir yaşam soluğu gibidir.
Dağılma korkusunun panzehiri kendilik ile nesne arasında kurulan derinlemesine ilişkidir. Bu ilişki sayesinde çocuğun önceden yargılarını ve ona şekil ve anlam kazandıracak kapsayıcı bir nesne karşılaşmadığı için uçurumun dibini boyladığı baş döndürücü düşüş engellenebilir.
Melanie Klein ve Depresif Konum: Onarım Mümkün mü?
Melanie Klein’a göre çocuk, nesnenin (anne) hem iyi hem kötü yanlarını birleştirdiğinde "Depresif Konum"a geçer. Bu aşamada çocuk, kendi saldırganlığının nesneye zarar verdiğinden endişe eder ve "suçluluk" duyar. İşte bu suçluluk duygusu, onarım (reparation) dürtüsünü doğurur. Sevilen nesneyi içsel dünyada yeniden inşa etmek ve onu korumak, ruhsal olgunlaşmanın anahtarıdır.
Ergenlik: İkinci Bir Doğum ve Ayrışma
Ergenlik dönemi, çocukluk örüntülerinden kopuşun en sancılı evresidir. Ergen, çocukluktaki ebeveyn imajlarını "öldürerek" (simgesel olarak) kendi kimliğini inşa etmeye çalışır. Bu süreçte ergenin karşısında, bu başkaldırıyı göğüsleyebilecek ve hayatta kalabilecek bir erişkin figürü olmalıdır. Bireysel yetişkin terapisi ve ergen çalışmaları, bu ayrışma çabasının sağlıklı bir zemine oturmasını sağlar.
Sonuç: Yeniliklere Yer Açmak İçin Ayrılabilmek
Winnicott’un vurguladığı gibi, "yıkıma rağmen hayatta kalan nesne", bireyin dış gerçekliği tanımasını sağlar. Yinelemenin boğucu ikililiğinden kurtulmak ancak farklılıklara ve ayrılığa izin vermekle mümkündür.
Ayrıldıklarımız, iç dünyamızda nostaljik bir fotoğraf karesi gibi kalsa da; vedalaşabildiğimiz ölçüde yeni bağlara yer açabiliriz.

Yorumlar